İşletmelerin büyüklüğü, sayılarının çokluğu ve yapılarının karmaşıklığı nedeniyle, şirketlerin şeffaf olmasının gerekliliği ve dolayısıyla doğru ve güvenilir bilgi ihtiyacı artmaktadır.

 

Dünyada ortaya çıkan muhasebe skandalları sebebiyle büyük ölçekli şirketlerin iflasıyla sonuçlanan olaylar, şirket yönetimlerine olan güveni derinden sarsmış ve Avrupa’da Revize 8 Numaralı Direktifle devam eden yasal düzenlemelerin paralelinde Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ülkemizde de şirketler ve bağımsız denetim açısından yenilikler getirmiştir.

 

Yasal düzenlemelerin amacı bağımsız denetimin etkinliği ve dolayısıyla şirketlerin şeffaflığıdır. Bu açıdan şeffaflığın artırılabilmesi ve şirket yönetimlerine olan güvenin sağlanabilmesi bağımsız denetimin etkin olmasına bağlıdır. 

 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nda denetim ile ilgili düzenlemeler genel olarak 397 ile 406. maddeler arasında yapılmıştır. Söz konusu maddeler anonim şirketlerin denetlenmesi ile ilgili hükümleri içermektedir. Bununla birlikte, denetim konusunda anonim şirketlerin tabi olduğu hükümler TTK‘nın 565. maddesi uyarınca sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri ve TTK’nın 635. maddesi uyarınca limited şirketleri de kapsamaktadır.

 

TTK’nın 397/4 maddesi uyarınca hangi şirketlerin denetime tabi olacağına Bakanlar Kurulunun karar vereceği hüküm altına alınmıştır.

 

Kamu Gözetimi alanında uluslararası gelişmelerin gereği olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca öngörülen bağımsız denetim alanını düzenlemek üzere 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2 Kasım 2011 tarihinde Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) kurulmuştur.

 

KGK'nın temel amacı, yatırımcıların çıkarlarını ve denetim raporlarının doğru ve bağımsız olarak hazırlanmasına ilişkin kamu yararını korumak ile doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir finansal bilginin sunumunu sağlamaktır.

 

Bağımsız denetim, bir işletmenin ekonomik faaliyetleri sonucunda hazırlanan finansal tabloları ile diğer finansal bilgilerinin finansal raporlama standartlarına uygunluğu ve doğruluğunun makul güvence sağlayacak şekilde, yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtları ile bağımsız denetim standartlarında öngörülen bağımsız denetim tekniklerinin uygulanarak, defter, kayıt ve belgeler üzerinden denetlenmesi ve denetim sonuçlarının bir rapora bağlanması sürecidir.

 

TTK kapsamında denetim, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kanuna ve esas sözleşmenin finansal tablolara ilişkin hükümlerine uyulup uyulmadığının incelenmesini de kapsar.

 

TTK’nın 397/4 maddesi uyarınca denetime tabi olan şirketlerin, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenir. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da denetim kapsamı içindedir (TTK md. 397/1).

 

TTK kapsamında yapılacak bağımsız denetimin kıstası Bağımsız Denetim Yönetmeliği’nin 8. maddesinde belirlenmiştir. Buna göre, denetimde, denetim konusunun uyumunun değerlendirildiği önceden belirlenmiş kıstaslar esas alınır. Finansal tablolar açısından Türkiye Muhasebe Standartları (TMS); yıllık faaliyet raporları, riskin erken saptanması ve yönetimine ilişkin sistem açısından 6102 sayılı TTK ve ilgili mevzuatın denetim kıstasına ilişkin hükümleri; diğer mevzuattan kaynaklanan denetim konuları açısından ise denetim kıstasıyla ilgili düzenlemeler veya bunların atıf yaptığı kurallar denetim kıstasını oluşturur.